Şimdinin izdüşümü geçmişe uzanır, geleceğin ise zamana, bu yüzden “ZAMAN”ın bize verdiği en değerli şeydir “İYİLEŞME”.
Zaman bir akış halinde akarak mı ilerler, yoksa kırılmalar var mıdır?
Bilimin yıllardır aradığı sorular artık sarsılmaya mı başlıyor…
Kumdan zamanda zaman üst üste yığılan binalar gibi kontrolsüz ve değişken olabilir artık… Ya da iyileştirilebilir miydi zaman, tarihe dokunmadan. Gerçek ismini hiçbir zaman bilemeyeceğimiz bir zaman tamircisi, bu sorularla oyalanırken kırdı zamanın çemberini.



Onun için ilk denemesiydi, yüzyıllarca belki defalarca gerçekleştirildi. Keşfin deneyimini olumlamadan önce bir felaketi onarmalıydı. Kötü amaçlarla kullanılması mümkündü ve onarılan zamanın üzerinden 100 yılı aşkın bir zaman geçmeliydi. Evet 100 yıl geçmesi gerektiğini yine zamanın kendisi öğretiyordu.
Zaman tamircisi zamandan bağımsız olduğunu zamanla anlıyordu.
Evet İYİLEŞME mümkündü, zaman geçmişi, şimdiyi ve geleceği birbirine bağlıyordu…

Zamanın ortasında sallanan insan için unutma mümkündü, iyileşme ve unutma arasındaki çizgi incecikti. Unutmak, Nietzsche’ye kalırsa, yaşam için zaruridi, özseldi. Unutkanlık, yaşamın yakıtıydı…Unutan iyileşiyordu…
Zaman tamircisi bunu unutmanın ötesine geçiriyordu, o unutmayı değil hiç olmamayı seçiyordu…Oda zamanı onarmakla mümkündü…
Uzun zamandır 6 Aralık 1917 tarihine ait eşyalar arıyordu, bulduğunu umduğu saatlerin üzerinde yıllarca çalıştı.
Sıkıştığı zamanı etkilemek değil, o anı değiştirmek, iyileştirmek mümkündü…


6 Aralık 1917 Kanada’nın Halifax kentinin limanında, saati tam “09.04 “ü az geçiyorken bir patlama oldu. 2.000 kişi hayatını kaybetmişti. Evet kaybetmişti, ama geri dönülmesi mümkündü…Patlayıcı yüklü Fransız kargo gemisi kent yerleşimini etkileyecek kadar güçlü şekilde infilak etmişti. İnsan eliyle gerçekleşen (atom bombasından önce) ilk büyük patlamaydı…
Zaman tamircisi bir hasar ve kaybı onarmamış, tarihe müdahale etmişti…
Zamanın iyileştirici etkisini, bizzat insan eliyle gerçekleştirmek istiyordu. Bu müdahale insanın ilk Tanrıyı oynama denemesi değildi…Defalarca kalkıştığı ve kalkışacağı tüm denemeleri zamanı delip geçerek gerçekleştiriyordu…
Her yeni icat gibi bu da kötüye kullanılabilirdi. Zaman tamircisi kumdan zamanın akıp gittiğinin farkındaydı. O “anı” zamandan koparabilmiş ve engellemiş olabilirdi. Hatta onarmıştı.
Deneyimlediği tek şeyin felaketin tarihten silindiğini fark etmesiydi…
Halifax patlaması artık tarihte gerçekleşmemiş bir felaketti. Ama hangi zamanda tekrar tekrar yaşandığının ise garantisi yoktu.

İnsan geçmiş, şimdi ve gelecek çemberinin içinde dönen bir değirmendi… İbn-i Arabi’nin dediği gibi hayret ettikçe daire çiziyordu.
Zaman tamircisi zamanın kum saatini kırdığını fark etmişti.
Her şeye rağmen iyileşmek mümkündü…


Zaman tamircisi saat merakının anılarla devamlı nüksettiğini biliyordu.
Belki de hep “Şimdi”yle, “Anın” kendisiyle ilgiliydi her şey…
Anılar toplardı, eski saatler, eski objeler, onarmayı severdi, iyileşmek onun için onarmaktan ibaretti. Onarılırsa tarih iyi ye doğru akabilirdi. Mümkün olmadığını bildiği halde umudu vardı. Zamanı kavramını idrak edemeyeceğini biliyordu. Bilim için evrenin termodinamiği devamlı olarak kaosa ve ileriye doğru akıyordu. Entropi zamanın kasırgası gibiydi. Masada duran elma çürüyerek entropi yaratıyordu. Ya da objeler zamana karşı duramıyordu. Peki ya algılarımız bunun neresindeydi. Zaman her idrak için bir vehimden mi ibaretti…

Zamanın akışına çomak sokmak istese de sadece bazı “an”ları onarıp iyileştirebiliyordu.
Onlardan biriydi “Halifax” patlaması… İnsan kendi hayatında kim bilir hangi anları değiştirmek isterdi. Defalarca değiştirmek ve iyileştirmek. O bunu başarabilmişti ama şimdiye etki edemiyordu. 100 yılı aşkın geçmişi onarmak bu ana kadar uzanan olayları etkileyebilir miydi?
Asıl uğraşı yakın tarihti. Peki bu olabilir miydi?
Objeler zamanın izlerini üzerinde barındırıyordu. Bunu keşfettiğinde daha 15 yaşındaydı.
Dedesine ait saati eline aldığında hissettiğini kimseye aktaramıyordu. Objeler “An”ları hapsedebiliyordu. Mesele bunun içine nüfus edebilmekti. Modern fizik için manasız olduğunu bildiği için çok fazla dile getiremiyordu hissettiklerini.
Ama keşfi gün gibi ortadaydı. Tarih bir felaketten zam“An”ın kayması ile kurtulmuştu.

////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////
















- Bölümün Sonu – Yazan&Çizen: Aykut AĞAÇAYAK
