İçimizdeki Canavar: Gölgenin ve Grinin Sonsuz Skalası

Claire Danes ve Matthew Rhys’in başrollerini paylaştığı Netflix yapımı The Beast In Me, iyi ve kötü yanlarımızın keskin çizgilerle değil, sonsuz bir gri skalasıyla örüldüğünü kanıtlayan sarsıcı bir gerilim-suç dizisi. Claire Danes performansı ile adeta devleşirken, Matthew Rhys “baş kötümüz” olarak karşısında saygı duruşuna geçilecek bir ustalık sergiliyor. Bu ikilinin bir araya gelişi, diziye ilk andan itibaren sürükleyici bir gizem atmosferi katmış.
Ünlü yazar Aggie Wiggs (Claire Danes), hazırlamakta zorlandığı yeni hikayesinde bir yaratıcılık tıkanıklığı yaşarken, hayat onu gerçeğin içinden yankılanan sert bir çığlıkla uyandırmaya karar verir. Bu çığlığın şiddeti, zengin ve kötü şöhretli iş adamı Nile Jarvis’in (Matthew Rhys) yakınlara taşınmasıyla daha da artar. Nile, Carl Jung’un bahsettiği o “gölge” karakterimizin adeta dış dünyadaki bir projeksiyonu gibidir. Aggie ve Nile arasında başlayan tekinsiz arkadaşlık; iyinin ve kötünün ötesinde, insan ruhunun ne kadar çok varyasyona sahip olduğunu kanıtlarcasına derin bir noktaya oturur.
“Gölge, insanın bastırılmış, fakat aynı zamanda sürekli belli bir formda yaşamak isteyen canlı bir yanıdır.” — C.G. Jung
Yaşamımızı çoğu zaman bu gölge ile birlikte sürdürürüz: Onu fark edenler, sahip çıkanlar, besleyenler ya da derinlerdeki kötülüğün emredici gücüne kanmadan onu dizginleyenler… Dizi, neredeyse tüm kurgusunu bu “Gölge Ben” kavramı üzerine inşa etmiş; gölgesini ehlileştirenler ile ona teslim olanlar arasındaki o ince çizgiyi sorguluyor.
Gölgenin de kendi içinde tonları olduğunu, yüzlerce gri alana yayıldığını görüyoruz. Yazarımız, trajik bir kazada evladını kaybettiğinde bu gölgenin en karanlık tonlarıyla yüzleşmek zorunda kalır. Kazaya sebep olan kişinin aklanarak serbest kalmasıyla daha da koyulaşan o yas gölgesinin esaretine yakalanmamak için çırpınmaktadır. İşte komşusu Nile ile tam da bu dengenin sarsıldığı dönemde tanışır. Gölgenin en sert yansımalarını Nile’da gördükçe, kaçınılmaz yüzleşmeler yaşayan Aggie kendi rotasından daha da fazla sapar.
“Görüyorsun ya, dünyada mutlak olarak kötü bir şey yoktur. Kötü, buna nispetle kötüdür.” — Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî
İç sesimiz, içimizdeki gölge karakterle bütünleştiğinde beyazdan griye çalan o tekinsiz renkler açığa çıkar. İç ses kötülüğü fısıldayabilir; ancak onu ete kemiğe büründüren eylemdir. Nile, bunları açığa çıkaran bir heykeltıraş gibi çalışır. Kimimiz içimizdeki canavarı yontarak ehlileştirir, kimimiz ise onu yıkıcı bir sanata dönüştürür. Gölgeler ve bu çokluk hali, adeta kırılmış bir aynadan yansıyan parçalar gibi parıldar.
“Doğa âlemi tek bir aynadaki suretlerdir. Hayır! Doğa âlemi farklı aynalardaki tek bir surettir.” — İbn Arabi
Sinemadan yansıyan mana, öznenin en kuytularına kadar işleyebilir; zaten sinemayı bu denli değerli kılan da budur. Bir dizi ile başlayan kurgu, aslında hayatın arka planından damıtılan hakikatler kadar gerçektir.
İçindeki canavar ile tanışmak isteyenler, bu hikayeyi kaçırmayın. “Zaten tanıştım ve birlikte yol alıyoruz” mu diyorsunuz? O vakit Alone in the Dark zamanı gelmiş demektir…
Aykut AĞAÇAYAK
